
Muhammet İspirli
milli EĞİTİM (!..)
Yıllar önce, dönemin Milli Eğitim Bakanı Metin Bostancıoğlu’nu gazeteci olarak takipteyim.
Ardahan’daki 80 yataklı öğretmenevini hizmete açan Bakan Bostancıoğlu, üst kattaki salonda çoğunluğu partili kalabalığın “Ardahan, yıllardır üniversite sınavları başarı sıralamasında sondan birinciliği elden bırakmıyor… Bu gidişata ne zaman son vereceksiniz?” eleştirileri karşısında adeta açtı ağzını yumdu gözünü…
Kars’tan Ardahan’a geçerken, belli ki yol üzerindeki Avşar kızının babasının köyü Bostancıoğlu’na gösterilmiş;
“Peki dedim, (Hülya Avşar‘ın bu köye bir katkısı var mı?), (Yok) dediler. Bu tip yerleri belirliyorum. Ankara‘ya gidince Hülya Avşar‘ı ya da bu gibi yerlerdeki işadamlarını Bakanlığa çağıracağım. Senin köyüne karşı hiç mi sorumluluğun yok diyeceğim..”
Anadolu, fen ve yabancı dil ağırlıklı liselerin kaldırılacağını, bu anlamda da iller arasındaki ekonomik, sosyolojik ve dolayısıyla eğitim bakımdan eşitsizliğin ortadan kalkacağını ifade eden Bostancıoğlu, orta öğretimde yeni bir düzenlemeye gidilerek 8+4 sistemine geçileceğini, liselerin genel eğitim, meslek ve imam hatip liseleri olarak üç ana grupta toplanacağını söylemişti.
Sayın Bakan’ın o sıra yine hayran kaldığım iki satır başını daha aktarmak isterim:
Birincisi; “Herkes bana müdürlük, öğretmenlik tayini için geliyor. Ben başarılı öğrenci yetiştiren öğretmenlerin destekçisiyim. İhtiyaç fazlası bir yere atama isteniyorsa, kafama tabanca dayasalar, bakanlığıma tankları yöneltseler, kimse bana bu tayini yaptıramaz” ifadesi..
İkincisi; Yönlendirmedeki ‘’lobi’’ kelimesinin Türkçe isimle değiştirilme emriydi…
Gazeteci arkadaşlar aşağıda yemekteydiler… Ben bu bilgileri alır almaz bir kat aşağı inerek bulabildiğim telefonla haberi merkeze ilettim.
Tabii, o günler internet yok, haberler de öyle kolay kolay araklanıp çalınmıyordu…
Ertesi gün sabah erken saatlerde Ardahan’dan Kars’a konvoy halinde geldiğimizde, eski belediye binasının önünde araçtan iner inmez korumalar bana yöneldi. Koro halinde beni, Sayın Bakan’ın meydanın ortasında bekleyen makam aracına götürdüler.
Sayın Bakan: “Bu ne rezillik? Ben mi söyledim bunları?”
-Evet sizin ifadeleriniz…
Başka kelam olmadı…
Gazeteler henüz gelmemişti Kars’a.. Telefonla iletilmişti gazete başlıkları Bakan Bey’e…
Gazeteler Kars’a geldiğinde ise, gördük ki farklı ifade ve yorumlarla birçok gazetenin sürmanşetiydi Bostancıoğlu’nun söyledikleri…
O günü öyle geçirdik…
Akşam Erzurum’a geldiğimde, hayli geç bir vakitte Sayın Bakan kaldığı Sarıkamış’taki otelden beni aratmıştı.
-“Delikanlı gazeteler abartmışlar biraz… ‘’
-“Ama efendim genel anlamda sizin söylemleriniz. Bendeki ses kayıtlarında mevcut…’’
-‘’Tamam delikanlı, sen sıkma canını.. Ben Ankara’ya gider gitmez bir basın toplantısıyla durumu düzelteceğim…”
Bana delikanlı demişti ama Bakan Bey de delikanlı çıktı… Sözünün eriydi, söylediğini yaptı… Yıllar sonra karşılaştık, anımsadık gülüştük…
***
Bu olay tam 14 yıl önce yaşanmıştı…
O sıralar 1997 yılında uygulanmaya başlanan Liselere Geçiş sınavı (LGS) mevcuttu.
2005 yılında yerine Orta Öğretim Kurumlarına Geçiş Sınavı (OKS) getirildi.
Sonra, İlköğretim Başarı Puan Uygulaması (İBP) başladı.
2008’de OKS son kez uygulandı, 6 ve 7. sınıfta olanlar sene sonunda Seviye Belirleme Sınavı’na (SBS) girdiler.
2009’da öğrenciler, içerisinde üç ayrı sınav yöntemini barındıran Orta Öğretime Geçiş Sistemi (OGES) ile tanıştı.
2010 yılında ise yeni bir kararla düz liseler Anadolu liselerine dönüştürülmeye başlandı.
Daha sonra her sene yapılan SBS’den vazgeçildi. Tekli SBS sistemine geçildi. Bu sistem iki yıl uygulandı.
Ve 2014; SBS de gitti, yerine Temel Eğitim’den Ortaöğretime Geçiş (TEOG) şeref verdi.
Şimdi liselerde nakil telaşı…
Başvurularda ciddi yoğunluk var, kontenjanlar allak bullak.. Veliler, öğrenciler eylül sonuna kadar yüzdelik dilimleri takip edecekler…
Ve ve ve..
İçerisinde benim de bulunduğum, çözemediğim, figüran olduğum bir durum…
Dişimizden tırnağımızdan keserek küçük kızımızı özel bir okulda okutmaya çalışıyoruz...
Allah nasip ederse bu sene 5. sınıfa gidecek…
Erken kayıttan faydalanmayla sözleşmemizi yapmıştık.
Bakanlık bir karar aldı; Özel okullara teşvik için destekte bulunacak…
“Bu bize çıkmaz” önyargısıyla başvuruda bulunmadık…
Zaten sosyal medyada da eleştiriler fink atıyordu. Avukatlar, kuyumcular, serbest meslek sahipleri yıllık 8-10 bin TL gelir gibi komik rakamlarla müracaatta bulunuyorlarmış…
Bizim maaş bordroları kabak gibi ortada…
Allah’a şükür bu yaşımıza kadar ne ben ne de eşim zerre misal hiçbir yere yanlış beyanda bulunmadık…
İzin dönüşü süre uzatılmıştı… “Hadi bir şansını dene Muhammet!” dedim…
Yolunu yordamını öğrendim…
Herkes gibi hülle bir kayıtla başvurumuzu yaptık…
Sonuç, çocuğa burs çıktı…
Ekrana inanamadım, hemencecik print screen’le ekranı kayıt altına aldım…
Bu bana ikinci milli piyangoydu… Maaşımda, mahkemeye verip de hala alamadığım ikramiye, sandık paramda gözü olan devleti-milleti alttan alttan söğüşleyip bir zamanlar hedef şaşırtıp beni hedef tahtasına koyan iki üç yavuz hırsıza alenen duyurulur…
Her neyse, bu hevesimiz yarım gün sürdü zaten…
Biz kayıt nakli için gittiğimizde gördük ki, bizim gibi; alelacele çıkartılmış yönetmelikten, sistemden bihaber idarecinin çözümleyebildiği kadarıyla, burs kazanan öğrenciler, sistemde kabul gören özel okullara 5 Eylül’de tercih yapacaklar, Bakanlık bunlar arasından istediği okula yönlendirme yapacak.
Hoppala..
Hangi kritere göre, neye göre yönlendireceği şimdilik meçhul. Bakalım hangi okula düşeceğiz?
İyi de kardeşim, bu çocuk x okulunda 4 yıl okudu… Vereceğin üç lira destekle neden bu çocuğu arkadaşlarından öğretmenlerinden ayırıyorsun?
Hem o verdiğin destek, benim (aslanlar gibi vergi mükellefi olduğum için) emekli maaşımdan yaptığın kesintiden oluşmuyor mu?
Hülasaa, mil li EĞİTİM’de yap-boz devam ediyor…
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.