
Ömer Faruk Kızılkaya
BİRİNE SEVİNDİM DİĞERİNE ÜZÜLDÜM
Son zamanlarda Sayın Valimiz Dr. Ahmet ALTIPARMAK Bey’in tabyalarla ilgili çıkışlarına şahit oluyorum ve çok mutlu oluyorum.
Vali Bey, geçenlerde Erzincan ve Bayburt valilerini de yanına alarak Uzun Ahmet Tabyası’na gitmişti. Orada “Erzurum ikinci Çanakkale’dir.” açıklamasını yapmıştı.
Yıllardır aynı düşünceyi savunan ve bu tabyaların Erzurum’un tarih turizmine kazandırılması gerektiğini her yerde anlatan biriyim. Bu düşünceyi savunmakla kalmıyor, bu hedefe ulaşabilmek için çalışmalar yapıyorum.
Bu yüzden Vali Bey’in yaptığı açıklamaların bende ne kadar mutluluk uyandırdığını ve beni ne kadar heyecanlandırdığını tahmin edersiniz herhalde.
Geçen gün Erzurum’umuzun değerli isimlerinden Sayın Muzaffer TAŞYÜREK hocamızın da bir ekiple tabyaları ziyaret edip çektiği fotoğrafları sosyal paylaşım sitelerinde yayınladığını gördüm.
Vali Bey’in açıklamalarının peşine gelen bu ikinci hamle beni mutlu etmeye fazlasıyla yetti. Zira üç yıldır dağ- taş demeden gezip bu tarihi eserlerimizi Erzurum insanına tanıtmaya çalışıyorum. Çıktığım tabyaların bir önceki yıla göre daha çok hırpalanmış olduğunu görerek perişan oluyorum.
Hem strateji hem de mimari bakımından muazzam olan bu eserlerin gerek defineciler gerek âlemciler gerekse yörükler tarafından yıkılmakta oluşunu izlemek ve buna bir şeyler yapamamak beni kahrediyordu.
Bu eserleri kurtarabilmek amacıyla köşe yazıları yazdım kaç kere, televizyon programlarına çıkıp anlattım üç kere, rezalet görüntülerini yayınlattım herkes görsün diye.
Üyesi olduğum vakıf yöneticilerine kaç kere bunlar için bir şeyler yapmamız gerektiğini söyledim ve hep aynı cevapları aldım: Tafta Tabyası dışındakiler değerlendirilemez. Onlar için ne yapabiliriz ki?
Oysa bana göre tabyalar kurtarılabilir ve şehrin turizmine kazandırılabilir, yeter ki herkes elini taşın altına koyabilsin. Valimiz Erzurum için bir velinimettir. Turizmi çok iyi bilen ve bürokrasiye söz geçirebilen bir valimiz var, sivil toplum örgütleri bir olarak Vali Bey’e destek vermelidir.
Gelelim beni üzen bir olaya:
Büyükşehir Belediyesi Erzurumspor’un maçlarına ve maçlarda olan olaylara…
1999-2000 sezonuydu ve lise son sınıf öğrencisiydim. Kış günü Ilıca’dan kalkıp dershaneye geldik yaklaşık on beş arkadaş. Sabahın körüydü ve mevsim kıştı. Dershane açılmamıştı ve dışarıda bir sürü insan vardı. Bir de o gün Erzurumspor- Trabzonspor maçı vardı.
Dışarıdaki insanların Trabzonspor seyircisi olduklarını öğrenmiştik ama bir terslik vardı: Bu adamlar sabahın köründe dışarıda ne arıyorlardı?
Cevap biraz sonra ortaya çıktı: Oteller oda, lokantalar yemek vermiyordu. Bu yüzden dışardaydılar ve çorba içmek için yer arıyorlardı, girdikleri lokantalar adamları dışarı atıyorlardı.
Bu olaya bizzat şahit oldum.
Galatasaray’ın otobüsü kaç kere taşlanmıştı, Fatih TERİM’in bir açıklaması yüzünden.
Şimdi düşünüyorum:
Deplasman maçı için gelen seyirciye otellerimiz oda, lokantalarımız yemek, esnafımız ürün vermeyecekse; kulüp küfürlü tezahürat yüzünden sürekli ceza alacaksa; bu yanlışlar Erzurum’un tanıtımında bize olumsuz yansıyacaksa… bir üst gruba çıkmamızın -hatta daha da ileri götüreyim- birinci lige yükselmemizin Erzurum’a ne faydası olacak?
İşte burada aklıma Cem YILMAZ’ın unutulmaz repliği geliyor: Eğitim şart!
Erzurum’da harika bir turizm potansiyeli var: kayak, tarih, kaplıca (Erzurum’da 13 farklı yerde kaplıca bulunmakta. Bunları ileride, Allah nasip ederse, programlarımda sizlere tanıtacağım.), kuş gözlem turizmi, yayla turizmi…
Erzurum’un ilerlemesi, müreffeh bir yaşama kavuşması, cazibe merkezi olması sadece şehri yönetenlerin çalışmalarıyla olmayacaktır. Halk daha hoşgörülü, daha kibar, daha geniş ufuklu, daha profesyonel olmadıkça yöneticilerin gayretleri hep cılız kalacaktır. Gerçek güç halktır. Halk görevlerini yerine getirmeli ve yöneticilerine destek olmalı, yeri geldiğinde de denetleme vazifesini yapmalıdır. İşte o zaman beklenen güzel günler gelecektir.
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.