
Mehmet Uzun
BİZ BÖYLE DEĞİLDİK NE OLDU BİZE
Millet olarak bizlere bir şeyler oldu o eski heyecanlarımızın yerini korku ve endişe aldı.
Çok erken parlıyoruz,
Çok erken agresifleşiyoruz.
Çok erken sevip,
Çok erken unutabiliyoruz.
Çok erken ölüyoruz.
Trafikte,
Yangında,
Düğünde,
Evde,
Her yerde..
*
Ne oldu bize sahiden?
Biz böyle miydik? Bir araya geldiğimizde sohbet eden,
komşunuz açken boğazımızdan aşağı bir türlü gitmezdi
yediklerimiz.
Şimdi öylemi? Gemisini yürüten kaptan misali, kimse kimseyi
ne düşünüyor, ne de kolluyor.
Hep kafamı kurcalayan bir endişem var. Son yıllarda tabii ki
ben sokaktaki adam olarak teşhis koyamam ama ilgili yetkililer
mutlaka bir teşhis koyabilirler.
Artık sosyologlar mı, insan bilimciler mi, ruh bilimcileri mi, her kimse
bir teşhis koyup, bu milleti eski haline döndürmelidir acilen.
Önceleri bir yerde okumuştum Alman harbinden sonra Almanya’da ki
bütün ekmek fırınlarını İsrailliler çalıştırmış. 2000 yılına kadar. Sonra
Almanlar kendi toplumunu incelemişler. 40 yıldır yedikleri ekmeğin
bir şekilde içeriğiyle oynadığını fark etmişler.
Almanların çocuk sayılarındaki azalması, çocuk yerine köpekleriyle
vakit geçirmesi gibi tespitler yapılmış. Daha sonra bu fırınları Türkler
çalıştırmaya başlamışlar ve çok enteresan bir şey olmuş. Önceden almış oldukları ekmekler haftalarca bayatlamazken, son aldıkları ekmekler erken bayatlanır olmuş.
Yani demem o ki,
Aşılarımız dışarıdan, zirai tohumlarımız İsrail’den, şeker pancarına kota
koyduranlardan ithal ettiğimiz tatlandırıcılar filan…
Olamaz mı yani, bizim genlerimizle oynamış olamazlar mı? Yada nasıl bu
duruma geldik, bunun bir izahı olmalı değil mi?
Yediğimiz sebzelerin ne tadı var, ne de tuzu. Neden?
Yalova depreminde Yalova’ya bir gemi gelmişti. Dışarıdan kan vermek için. Yanlış hatırlamıyorsam, dönemin Sağlık Bakanı Sayın Osman Durmuş kabul etmedi. Gerisin geri yolladı.
Bir bildiği vardı demek ki.
Ama bizler ne yaptık sonradan,
Uyduruk hastalıkları bize bulaştırdılar.
Deli dana,
Kuş gribi gibi hastalıklar için binlerce dolarlık ilaç almadık mı? Aşılar vurulmadık mı?
Ne oldu bu hastalıklar?
Şıp diye kesildi. Neden millet olarak balık hafızalı olduk. İşte bu yüzden oynandı genetik yapımızla.
Kafamdan bir türlü atamıyorum.
Bu gün tramvaya bindim. İstanbul’da gerçi her zaman görüyorum ama bu gün yine gördüm.
Gençlerimizin % 90’ ının elinde bir cep telefonu, yürürken, dururken, her an, her dakikada parmakları telefonun tuşlarında mesaj yazıp yazıp duruyorlar.
Telefon ücretlerimi ucuz?
Konuşacak önemli şeylerimi var?
Ne var nedir bu mesaj trafiği?
Hep merak ediyorum.
Kafaları hep meşgul bir şeylerle,
Futbol maçlarında seyirciyken bile, bıçak satır ellerinde hep.
Zaten son yıllarda kırmızı et pahalı olduğu için hep tavuk eti yediğimizden,
adeta tavuk gibi olduk. Tepkisiz, duyarsız, korkak ve kavgacı. Dediğim gibi bizlere bir şeyler oldu, ama ne oldu?
Denizlerle çevrili bir memlekette, güneşin her daim tepemizde
olduğu bir memlekette nasıl oluyor da bütün millet hasta, herkesin elinde
bir MR veya bir ilaç torbası dolaşıyoruz. Hiç düşünmediniz mi?
Ve son olarak lütfen bir düşünün. Lütfen nedendir diye sorun kendi kendinize?
Dostumuz ve bizleri çok seven, bizlere bayılan Amerikalı başkanlar, bize
yani Türkiye’ye geldiklerinde çok affedersiniz, büyük tuvaletlerini bile
beraberlerinde getirdikleri kaplara koyarak gerisin geri götürürken, bizler
onların her şeyini kabul eder duruma geldik.
Hem de damarlarımızda dolaşan aşıları bile, geçen yıllar bir ünlü vatandaş
için İstanbul’ da kuyruklar oluşturup, ilik bağışlamadık mı? Babuna mı neydi adı.
Bazılarınıza göre belki yazmasanız da saçmaladığımı düşünebilirsiniz. Ama lütfen yukarıda yazdıklarım size garip gelmiyor mu?
Bir düşünün…
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.