
Ömer Faruk Kızılkaya
İSLAM VE KADIN
Bundan üç sene ocak ayında evvel bir araba aldım. Yavaş yavaş öğrenmekti niyetim. Kısa zamanda kaptım olayı ve mart ayına geldiğimizde arabamı rahatça kullanabiliyordum. İstediğim yerlere rahatça gidebiliyordum.
Bizim evde artık bir şoför vardı. Ama evde iki kişiydik. “Bir tane daha niye olmasın?”dedim kendi kendime ve eşimi okul çıkışında okuldan aldım ama eve doğru dönmedim. Eşim nereye gittiğimizi sordu, ben de ona tarihi sordum. “8’i” dedi safça. “Hangi aydayız?” dedim? “Mart.” dedi . Teşekkür ettim ve “Gittiğimizde görürsün.” dedim.
Yol boyunca eşim merak içindeydi, birkaç kere sordu nereye gittiğimizi ama cevap vermedim. O da sustu ve gideceğimiz yeri merak ederek oturdu yanımda. Her zaman geçtiğimiz yerlerden geçiyorduk. Yollar tanıdıktı, farklı bir şeyler bekliyor gibiydi. Bir yere geldik ve aracı park edecek uygun bir yer aradım. Nitekim aracımı park edip eşimi bir binaya soktum. Gerçeği biraz sonra anladı: “Sürücü kursu” yazısını okuyunca merakla ve heyecanla yüzüme baktı.
- Anlamalıydım, dedi.
- Neyi, dedim.
- Bana bir sürpriz yapacağını, dedi.
- Nereden, dedim.
- Tarihi sormandan, dedi.
- Bugün Dünya Kadınlar Günü. Eğer ben bir erkek olarak trafiğe çıkabiliyorsam sen de çıkabilmelisin. Çünkü seninle eşitiz. Ben hangi haklardan yararlanıyorsam sen de aynı haklardan yararlanmalısın, dedim. Eşim şaşırdı, mutlu oldu. O mutlu olunca ben de mutlu oldum. Çünkü o benim kölem değil, eşim.
Aradan zaman geçti ve bana dünyanın en güzel armağanını verdi: Çocuğumu. Şimdi çocuğumuzu büyütüyoruz. Geceleri çocuğumuz uyandığında eşim çocuğun altını değişirken ben çocuğumuzun sütünü hazırlıyorum. Bazen eşim yorgun oluyor çocuğumuzu ben sallayıp uyutuyorum. Çünkü o çocuk sadece eşimin değil. Övündüğüm zaman nasıl sahipleniyorsam sıkıntılarını da aynı şekilde göğüslemeliyim.
Şimdi bu yazıyı okuyan biri bunu “light” olduğum için yaptığımı düşünebilir. Hayır kesinlikle light değilim. Ben bunları öncelikle Allah’tan korktuğum için sonra da eşimi çok sevdiğim için yapıyorum.
Konumuz gereği dinimizin kadına verdiği değerden de biraz bahsetmek istiyorum.
Toplumumuzda dinimize çeşitli sebeplerden ötürü saldıranlar veya önyargıyla bakanlar var. Bunun da sebebi bizleriz. Kadın konusu üzerinden bu konuyu biraz açacak olursak:
Batılı toplumlarda ya da Batılı olduğunu, modern olduğunu iddia eden insanların maalesef dinimizden haberdar olmadıklarını üzülerek gözlemlemekteyiz. Bunun da en büyük sorumlusu yine bizleriz. Bu olayın daha da kötüsü ise dindar görünmeye çalışanların dinimizden bihaber yaşamalarıdır. Dinimizi bilmediğimiz ve inancımızı yaşamadığımız için insanlarda yanlış intiba uyandıracak görüntüler vermekteyiz. Bu yüzden de bizim bilinçsiz davranışlarımızın faturası inancımıza kesiliyor.
Diyorlar ki İslam kadını geri plana atıyor. İslam kadına baskı uyguluyor. İslamda kadının yeri yoktur. Dindarlar çok eşlilik yaşıyorlar…
Veda Hutbesi’nde Peygamber Efendimiz (S.A.V.) buyuruyorlar ki: “Eşlerinize iyi davranın. Onlara zulmetmeyin. Zira onları Allah’ın emaneti olarak aldınız.” Ne kadar anlamlı bir mesaj: Allah’ın emaneti olarak aldınız. Birinin emanetine gözü gibi bakan bir insan Allah’ın emanetine nasıl bakmalıdır, takdiri sizlere bırakıyorum. O zaman kadına iyi davranmanın ibadet boyutu olduğunu söyleyebiliriz. Allah rızası için eşimize iyi davranmalıyız.
Hadis-i Şerif’te buyrulmuş ki: Cennet, anaların ayağının altındadır. Kadının önemini anlatan bir başka keskin ifade. Sizin uğruna yaşadığınız cenneti biz analarınızın ayaklarının altına serdik. Onları memnun edin ve o cennete ulaşın.
Efendimize birisi gelir ve Allah’ın rızasını kazanmak istediğini,bunun için kimlere hizmet etmesi gerektiğini sorar. Cevap: Annenize. Aynı soru “Sonra kime?” diye iki kere daha sorulur. Cevap üç kere aynıdır. Dördüncüsünde “Babanıza.” cevabı gelir. Hâlâ İslam’ın, kadına değer vermediğini mi düşünüyorsunuz? Alın size bir başka nokta.
Peygamberimizi karşılarken “Tale el Bedr-u Aleyna (Ay doğdu üzerimize)” ilahisini Medineliler söylemediler. Medineli kadınlar ve kız çocukları söylediler. Çünkü cahiliye devrinden kalma kız çocuklarını “Dayına gidiyorsun” sözüyle götürüp canlı canlı gömme adeti yasak edilmişti. Anneler yavruların ölümlerini gözü yaşlı, çaresiz izlemeyeceklerdi. Kızlarının mürüvvetlerini göreceklerdi. Peygamberimizi Medine emiri davet ettiği vakit yapılan akitte kız çocuklarının gömülmesi, kadınlara zulmedilmesi, mal gibi alınıp satılması yasak edilmişti.
Hz. Ömer bir olay aklına geldiğinde haline katıla katıla güldüğünü bir olay da aklına geldiğinde hüngür hüngür ağladığını söyler. Bu olayları soranlara: “Helvalardan put yapar, onlara tapar sonra da acıkınca o putları yerdik. Buna çok gülerim. Kızımı kendi ellerimle gömdüğüm gün aklıma geldiğinde kızımın feryatlarını hatırladığımda da hüngür hüngür ağlarım.” diyerek dinimizin gelmesinden önce yaşanan o kıyımı en açık şekilde anlatmış oluyor.
Allah’ın helal olduğu halde en sevmediği şey nedir biliyor musunuz? Boşanmak. Aile o kadar kutsal bir makam ki onun korunması için her türlü tedbirin alınmasını dinimiz zorunlu kılıyor. Bunun da en baştaki şartı kadına iyi davranmaktır.
İslam ülkelerindeki çok eşlilik konusuna gelince: Onu belli kriterlere bağlayan dinimiz aslında bunu serbestleştirmemiş, aksine zorlaştırmıştır. Günümüzde çocuğu olmayan kadınlarımızdan boşanma ve onu yüzüstü bırakma olayları görülüyor mu? Maalesef evet. Bunun gibi bazı olaylarda eski eşin onayı alınarak ikinci eşe izin veriliyor. Yani işin aslını araştırırsanız ilk eşin onayı olmadan erkeğin evlenmesinin caiz olmadığını görürsünüz. İkinci eşe de artık kaç kadın onay verir o da sizlerin takdirine kalmıştır. Yani dinimiz şu anda yaşandığı gibi “Kes kadın dırdırını, ben yeni eş getireceğim. İstemezsen gidersin.” Yaklaşımını kabul etmiyor ve erkeğin de böyle bir rahatlığı yoktur.
Aslında dinimiz kadının rızası ile mecburi durumlarda evlenmeyi caiz koyarak kadının sokağa atılmasını da engellemiş oluyor. Bir de formalite evlilikler vardır ki bunlarla birlikte yaşama ve cinsellik yoktur. Sadece ekonomik anlamda iyi olan insanların zor durumdaki kadınları nikâhı altına alarak onlara yardım etmelerini sağlar ki bunun da amacı şudur: O kadınlara yardım etmelerinden başkalarının dedikodu malzemesi çıkarmalarını engellemektir. Aynı zamanda o kadınları ve onların çocuklarını sahipsizlikten kurtarmaktır.
Din alimlerinden biri, kız babalarına şunu tavsiye ediyor: Kızlarınızı gerçek anlamda dindar olan kişilere veriniz. Kızlarınızı gönülden sevemese bile en azından Allah’tan korktuğu için onlara zulmetmez.
Sorun şudur: Biz İslamı bilmiyoruz ve İslamın gereklerini yapmıyoruz. Biz, toplumun oluşturduğu “KÜLTÜR DİNİ”ni yaşıyoruz. Bir an önce kendimiz düzeltmeli ve Allah’ın dinini öğrenmeliyiz. Bu şekilde kadına gerçek kimliğini vermiş olabiliriz.
Ben artık kadınımızın; kendine hak ettiği değeri gösteren, kendini rahatça ifade etmesine izin verilen, varlığına saygı duyulan, onun incinebileceğinin düşünüldüğü ve ona göre hareket edildiği, eğitim hakkının elinden alınmadığı, şiddete maruz bırakılmadığı bir toplumda yaşamak istiyorum. Bunu sağlayabilmek için de önce evimden başladım. Evimdeki kadına hak ettiği değeri verirsem ve herkes de bunu yaparsa o zaman 8 Mart Dünya Kadınlar Günü diye bir gün düzenlenmez. Unutmayalım ki sokağın temiz olmasını isteyen önce kapısının önünü temizlemelidir. Herkes kapısının önünü temizlerse sokak pırıl pırıl olur.
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.