Ömer Faruk Kızılkaya

Ömer Faruk Kızılkaya

KIYAFET SERBESTLİĞİNİ BENDEN DİNLEYİN

Son günlerde hükümetin eğitim alanında bir icraatı daha oldu: Eğitimde kılık kıyafet serbestliği. Bu konu hakkında herkes yazdı- çizdi bir ben kaldım. Ben de yazayım da tam olsun.

Sayın bakan bir devrim yaparak okullardaki üniforma geleneğini yıktı. En kısa sürede serbest kıyafete geçilmesini de okul idarecilerinden istedi. Bu olaydan sonra da film koptu. Geçen senelerde de ortaya atılan bir fikirdi bu. Gündeme geldiğinde bildik tartışmalar başlardı ama konu fazla uzatılmadan gündemden kaldırılırdı, sorun ortadan kalkardı. Bu sefer öyle olmadı. Sessiz sedasız gerçekleştirilen bu olay birden bire Türkiye’nin sorunu oldu. Bu olayı ben de bir eğitimci gözüyle değerlendirmek istiyorum.

“Kılık kıyafet serbestliği konusu gerçeğe binince kıyamet koptu.”dedik.  Bir grup “Komünizm gelenekleri bitti, öğrencilerimiz istedikleri gibi giyinip derse girsinler. Yurt dışında komünizmin egemen olduğu toplumlarda bile bu tabu yıkıldı da sadece bizde kalmıştı, iyi oldu.” derken, muhalefet olaya başka bir açıdan baktı: “Gelir dengesizliği öğrencilere olumsuz yansıyacaktır. Başörtüsünün önünü açmak için yapıldı. Öğrencilerin ahlaki yapılarında bozulma olacak.” gibi görüşler dile getirildi.

Bence iki tarafında haklı oldukları yerler var, iki tarafında gözden kaçırdığı yerler var. Konuyu irdeleyecek olursak:

Tek tip giysi ve bir müfredatın her yerde uygulanması tek tip insan yetiştirme politikasıdır ki bu özellikle soğuk savaş döneminde oluşturulmaya çalışılan mankurt toplumu akla getirir. İnsanlar devletin istediği şekilde yetiştirilecek, harici işlerle uğraşmayacak, farklı düşünmeyecek, robotlaşacaktır. Bu düşünce hemen her yönetimin hayalini süslediği için (Bu zihniyetle yetişen gençler aynı zamanda gönüllü birer asker olacaktır.) birçok ülke bu sistemi uygulamıştır. Daha sonra da teker teker bu uygulamadan vazgeçmişlerdir. Öğrenciyi kalıba sokmaktansa özgür bırakıp daha geniş ufuklu olmaları için tabuları teker teker yıkmışlardır. Ülkemizde de aynı amaçla böyle bir uygulamaya gidilmiştir. Bu açıdan doğru buluyorum.

Dershanecilik yaptığım için, serbest kıyafet olayının yaşatıldığı bir yerde bulunduğum için, olayı daha rahat gözlemleme şansım oluyor. Öğrenciler dershaneye gelirken imkânları ölçüsünde giyiniyorlar ve bunda da rahatsız olacak bir şey görmüyorlar(En azından yedi yıllık dershane tecrübemde bana bu konuyla ilgili şikâyet gelmedi.). Bu sözüme cevap olarak “Fakirin çocuğu dershaneye gitmiyor ki…” cümlesini kuranlar olacaktır. Cevabım. Dershanelerin fakir öğrenciler için açtıkları kontenjanlar var. Bu bünyede gelen öğrencilerimiz de çok fazla bir sıkıntı çekmiyorlar. Aynı zamanda şehit ve gazi çocukları için de %3’lük kontenjan vardır. Onlarda da sorun gözlemlemiyoruz. Valiliğin gönderdiği öğrenciler de aynı durumdalar. Yani görünüşe göre sorun yok.

Asıl sorun öğrencinin zihniyetinde: Dershaneye giden öğrenci bir hedefe sahip olduğu için şekilde kalmıyor. Onun için dersle ilgili materyaller, hoca kalitesi, kaynak kalitesi önemli oluyor. Okul eğitimi zorunlu olduğu için hedefi olan olmayan herkes okula gidiyor ve zihniyetler, bakış açıları değişebiliyor. Onlar şekille ilgilenip eğitimden ziyade görüntüye önem verebiliyorlar. Bir de öğrencilerin ekonomik seviyelerine göre değişen dershane seçimleri de öğrenciler arasında sorun olmasını engelliyor. Ama aynı durum okul için de geçerli değil mi?

Bugün özellikle ilköğretim okulları (yeni yapıya göre ilk ve ortaokullar) kutuplaşmanın yaşandığı okullar değil mi? Zenginin çocuğu şehirlerin iyi okullarında, orta direk ile dar gelirli ailelerin çocukları da mahalle mekteplerine gitmekteler. Ailelerin oturdukları semtler de ekonomik durumlarıyla doğru orantılı olduğu için öğrenciler arasında çok fazla uçurum olacağını düşünmüyorum. Bunu belirtirken de ne demek istediğimi arif olan anlar.

Liselerde sorun olabilir. Onlar açısından bu durum sorun teşkil etmekte. Ama bir yönüyle bakıldığında onlarda da sorun çıkacağını düşünmüyorum: Cep telefonları ve makyaj, onların farklarını sergilemeleri açısından önemli. Bu durumu kanıksayan gençlerin kılık kıyafeti önemseyeceğini zannetmiyorum.

Sorun öğretmenler açısından ele alındığında farklı bir yöne dönüyor: Öğretmenler, okul önüne gelen serseri takımı ile öğrencileri ayıramama konusunda endişeliler. Bu bakımdan haklılar.

Bir başka sorun da dar gelirli ailelerin çocuklarının gittikleri okullardaki öğretmenlerden iletildi: Onlar da dışarıda sivil kıyafetleriyle özgürce oynayan çocukların (çocuklukları gereği)kılık kıyafetlerine çok fazla özen göstermediklerini, bu kıyafetlerle derse geldiklerinde elbiselerinin kirli olabileceğini, bu durumunda sağlık açısından sorun olabileceğini belirtiyorlar. Öğrencilerin şu anda en azından üniformalarıyla oynamadıklarını ve bu şekilde temiz ya da temiz sayılabilecek bir görüntüyle okula geldiklerini ifade ediyorlar. Bu konuda da öğretmenlerimiz bence haklılar.

Elbiselerin şekli ve boyları konusu ile başörtüsü sorununa gelirsek: Bence mini etekli bir öğrenci ne kadar bu ülkenin vatandaşıysa başörtülü öğrenci de o kadar bu ülke vatandaşıdır. Anayasa eğitim öğretim hakkının sınırlanmasını suç sayıyorsa başörtülü öğrencinin eğitimini sınırlamak suçtur. Bu savunmaya dediler ki “Onlar laik devleti yıkıp şeriat rejimi getirmeyi amaçlıyor.” Allah aşkına kim bunlar? Öğrenci değil mi? Kafası darbede kalmış zavallılara hatırlatırım: Öğrenci silah değil; kalem, defter ve kitap taşır. Onlar da ne devlet yıkar ne de adam öldürür. Ayrıca kanuna göre ispatlanmadığı müddetçe kimse suçlu sayılamaz. Öyle bir gerekçeyle yıllardır bu ülkenin çocukları eğitimden mahrum bırakılmaya çalışılmıştır.

Başörtülülerden hoşlanmadığını iğrenç bir üslupla dile getiren Pınar ALTUĞ’a, Sevda TÜRKÜSEV’in bir programda vermiş olduğu cevap çok anlamlıdır. Diyor ki: “Başörtülü öğrencileri dışlayan, kınayan, hakir gören kesim çocuklara fuhuş yaptıranlara neden sesini çıkarmıyor?” Öyle ya inanmak fuhuş yapmaktan daha mı kötü?

Bazı kesimler de kız öğrencilerin etek boylarında kısalma gibi bazı konulardan endişeli görünüyor. Onlar da üzülmesinler değişen bir şey olmayacaktır. Evden çıktığında eteği dizinin altında olan öğrenci okula girdiğinde kıvıra kıvıra eteğini dizinin üstüne çıkarıyor zaten. Değişen çok fazla bir şey olmayacak aziz milletim, korkmayınız.

Kravatın akadan asılması da zaten hoş bir görüntü arz etmiyordu. Bu bakımdan da kaldırılmış olması görüntü kirliliğini engelledi. Aslında ortada bir sorun görünmüyor. Bütün sorun kafalarda. Bana göre top artık ailelerde… Bundan sonra çocuklarımızı daha dikkatli yetiştirmemiz gerekecek.

 

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Ömer Faruk Kızılkaya Arşivi

HOCAMIN ŞİİR KOKAN ELLERİNİ ÖPÜYORUM

01 Aralık 2022 Perşembe 22:37

SİHİRLİ SÖZCÜKLERİ UNUTTUK MU?

04 Kasım 2022 Cuma 13:09

TABYALAR HER ZAMANKİ GİBİ SAHİPSİZ!

14 Mart 2022 Pazartesi 09:33

ERZURUM’DAN GÜZEL HABERLER VAR

11 Ocak 2022 Salı 08:19

EKONOMİ KIRMIZI ALARM VERİYOR

20 Aralık 2021 Pazartesi 19:48

İĞRENÇ BİR HAFTANIN ARDINDAN…

26 Kasım 2021 Cuma 18:19

KASIM DADAŞIN HÜZÜN AYIDIR

15 Kasım 2021 Pazartesi 13:34