MERAL AKŞENER

28 şubat sürecinin sorgulanması güzel bir gelişmedir.
Bazen diyorum ‘Ey güzel ALLAH’ım sen her şeye kadirsin. Biz kullarına
sabrın ne kadar önemli olduğunu, sabredenlerin bir gün mutlaka bu sabırlarının
mükafatını göreceklerini buyuruyorsun. Buna bir kere daha şahit olduk,
şükürler olsun.’

O süreç içerisinde kendilerini farklı hisseden, dayatan, ezen, astığı astık kestiği
kestik kimi sahte kurtarıcıların şimdi yüzleri ak kağıt gibi o eski hallerinden
eser yok.

28 şubat sürecinde dik duran bir değerli siyasetçimizden birisi de Sayın Meral Akşener’dir.

Çoğu erkek geçinenlerin sus pus olduğu dönemdeki o yiğit duruşunu asla unutamayız.

Ben bu yazımda sayın vekilimizle ilgili bire bir şahit olduğum bir anımı sizlerle
paylaşmak istiyorum.

Yer İSTANBUL Cerrahpaşa Hastanesi..

3 yıl kadar önceydi annem rahatsızdı. Hastanedeydik. Sitend takılmıştı. Her hastanede olduğu gibi bizde gerekli işlemleri yaptık. Annem ameliyat olmuştu kontrole götürmüştük. Salonda hasta yakınlarıyla bekliyorduk.

Tabi bu arada içeri giren çıkan telaşlı hastaları ve yakınlarını görebiliyorduk. Tam o esnada bir kaç beyle bir hanım aynı telaşla bir içeri, bir dışarı çıkıyorlardı.

Ellerinde bir takım kağıtlar filan… Biraz dikkatli baktığımda bu beylerin yanındaki hanım Sayın meral Akşener’di.

İnanın yeminle söylüyorum, kimse tanımadı. O kadar halktan biriydi ki,
kimsenin dikkatini bile çekmedi.

Epeyce izledim. Dışarı çıktılar orda bir ağaç vardır. Altında iğreti bir bank. O banka oturdular. Konuşuyorlardı telaşlı telaşlı…

Bu arada kıyaslama yapıyordum; diyordum kendi kendime şimdi bir taşradaki her hangi bir belediye başkanı ve ya bir bürokrat olsaydı, etrafı siyah giysili bir takım insanların arasında ‘Adeta ben buradayım, beni görün dercesine havasını basardı o gariban hastalara.’

Halbuki giderdi başhekimin odasına o temmuz sıcağında klimaların yanında kahvesini yudumlarken de takip edebilirdi işlerini.

Ama Sayın Akşener böyle yapmamıştı. Hem de ülkedeki protokolde ilk sıralarında olmasına rağmen.

Peki neydi sayın Akşener’de ki bu fark. Bu fark bence insanlığındaydı, yüreğinin büyüklüğündeydi, kendine güvenindeydi. Makamını kişiliğinin önüne değil, kişiliğini makamının önünde olmasıydı.

Sabredemedim yanına gittim. Geçmiş olsun dedim. Konuştuk biraz. Bir yakını o esnada ameliyattaymış. Gazeteci olduğumu, kendisine saygı duyduğumu söyledim.

28 şubatta ki duruşunuzdan dolayı teşekkürümü kabul edin lütfen dedim. Kız kardeşimde yanımdaydı. Öğretmendir, onunla sohbet ettiler biraz ben izin istedim ayrıldım yanından.

Yaklaşık 35 yıldır Trakya da yaşıyorum. Sayın vekilim buralarda çok sevilir, sayılır. Bu ülkenin böyle yüreği büyük kendini dev aynasında görmeyen siyasetçilere çok ihtiyacı var.

Diliyorum ki bu sayın vekilimi çok daha büyük makamlarda görürüz. Bunu hak ediyor, siyasi görüşüm farklı olsa da. Çünkü güneş balçıkla sıvanmıyor…

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Mehmet Uzun Arşivi

YAŞAR NURİ HOCAM BEN YANACAKMIYIM

28 Haziran 2016 Salı 11:40

SAYGI DUYMAK ve SEVMEK

02 Haziran 2016 Perşembe 09:25

YAN YANA AMA BİR ARADA DEĞİLİZ

08 Şubat 2015 Pazar 17:27

HEP ÖLÜM HEP GÖZYAŞI!

04 Kasım 2014 Salı 09:31

PINARHİSAR ÇANKAYA

28 Ağustos 2014 Perşembe 22:28

YERİN ÜSTÜ YERİN ALTI

26 Mayıs 2014 Pazartesi 23:20

OBJEKTİF OLABİLMEK ZORDUR

09 Mayıs 2014 Cuma 23:34

ÖNCE OYU VİCDANINIZDA KULLANIN

25 Mart 2014 Salı 21:17

ÇEVRİM İÇİ VİCDANLAR

25 Şubat 2014 Salı 12:14