
Mehmet Uzun
Ne Güzel Cahildik Eskiden
Ülkemizde her geçen gün insanımız birbirine ya düşman oluyor ya da düşman gibi bakıyor. Bu her yerde böyle ne yazık ki. Siyasette, yolda, otobüste, minibüste, apartmanda, okulda yani her yerde biri birine soğuk ve ilgisizler.
Örneğin otobüse biniyorsunuz otobüs Kalabalık. İnsanlar ayakta. Belki bir belki de iki saat beraber yolculuk ediyorsunuz. Biri birinizin adeta nefes alıp verdiğini bile hissederken yol boyunca ya arkadaş kimsin, nereye gidiyorsun, ne iş yapıyorsun, sıradan bir muhabbeti beceremiyoruz. Neden peki? Sosyolog filan değilim ama bir sorun olduğu kesin ve her geçen günde iyice su yüzüne çıkıyor.
Merhum Mehmet Akif’in dediği gibi; medeniyet dediğin tek dişi kalmış canavarın her halde etkisi bu bence. Belki de modern ve çağdaş denilen yaşamın bir faturası olsa gerek bunlar. Peki sokakta böylede evimizde komşumuzda nasıl? Bir arkadaşınız veya bir komşunuz size geliyor, misafiriniz oluyor. Hoş beşten sonra televizyonun karşısında hep birlikte susup televizyonun sunduğu neyse onu seyrediyoruz. Zaten diziler bağımlılık yapmış hepimize (Ben diziyi sevmem seyretmem) sohbet yok olsa da oyuncuların uzun replikleri arasında bir şeyler söylemeye çalışıyoruz.
Derken imdadımıza reklamlar yetişiyor. Bunu fırsat bilip süratle, eee sonra diye başlıyoruz muhabbete. Reklam bittimi kaldığımız yerden devam susmaya. Bu böyle devam ediyor, nihayet misafir izin istiyor, tabi diyip onu kapıya kadar geçiriyoruz. Misafir size, ‘Bizde sizi bekleriz’ deyip evine gidiyor. Siz gittiğinizde de aynı süreç yaşanıyor ne yazık ki!
Şimdi 30 yıl öncesine dönelim tek bir kanal var TRT 1. Üçü beşi geçmeyen dizi adedi kendimize, arkadaşımıza, dostumuza daha çok zaman ayırabiliyorduk. Daha içten, daha sıcak muhabbetler edebiliyorduk. Büyüğümüze saygı, küçüğümüze sevgi vardı. Hani bir söz dolaşıyor sosyal paylaşım sitelerinde diyor ki orda; NE GÜZEL CAHİLDİK ESKİDEN modern yaşamla tanışmamış, televizyon denilen aptal kutusunun gitmediği bir köye gidin. Bakın neymiş insanlık, neymiş muhabbet, neymiş insanı sevmek, görün. Her hangi bir kahveye girseniz herkes yerinden kalkar, hoş geldin der, buyur eder seni. Dinler ve sana anlatır derdini hatta gece kalmanız gerekirse evinde bile misafir eder sizi. Siz gidin İstanbul’un göbeğinde bu ilgi ve alakayı bulun. Zor bence mümkün değil bu.
Geçen yıl bir yardım derneği başkanına sordular. Dediler, ‘Efendim ülkemizde açlıktan ölen hiç bir insana rastladınız mı?’ Ben hemen düşündüm dedim Anadolu’nun ücra köylerinde mutlaka açlıktan ölen olmuştur. Dernek Başkanı cevapladı bu suali. Dedi ki ‘Açlıktan ölenlere rastladık tabi. Ama Anadolu’da değil, İstanbul’da. Çünkü kimse kimsenin halini bilmiyor, bir apartman dairesinde acından ölen insana rastladım ama, Anadolu’da bu yok. Çünkü herkes birbirini tanıyor, eğer yoksa yiyeceği, giyeceği bilindiğinden yardım ediliyor. Bu konuda en şanssız yerle büyük şehirler’ Dostlar, arkadaşlar bir merhabadan kaçmayalım, konuşalım dinleyelim yoksa sonumuz hiçte iyi olmayacak. Zor olsa da denemeye değer bence, bu yazımı yazarken şeytan dürtüyor yine ne diyorsun diyorum diyor ki!
Aptal Gazeteci bütün bu saydıkların olmasa onlarca dizi, onlarca reklam, futbol, müzik, magazin, erotizm ne olcak peki? insanlar düşünecekler, insanların düşünmesi kadar tehlikeli bir şey var mı? Öyle olmasa düşünce suçu diye bir suç olurumuydu? Değil mi? İnsanın düşünmesi ne demek, işte asıl tehlike burada. Düşünmesinler oyalansınlar ki eee dedim gerisini demedi oda korkmuş olmalı her halde…
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.