
Ömer Faruk Kızılkaya
ORTAYA KARIŞIK
O kadar doluyum ki… Yazmak istiyorum ama, “ama”sı var işte. Annem her konuşmamızda ısrar ediyor; rüya gördüğünü, yüzünü görmediği birinin ona gelip “Ömer’e söyle, kalemini kırsın.” dediğini söylüyor.
Ne demek istediğini anlıyorum, rüyanın gerçek olup olmadığı konusunda tereddütler yaşıyorum. Zira düşünce suçları ülkemizin önemli sorunlarından birisi. Sayın Cumhurbaşkanı bir şiir yüzünden içeride yattı, düşünce suçu bile işlememişti, bir şairin şiirini okumuştu. Şimdi eleştirenler için “Silivri soğuktur.” deyimi dilimize yerleşti. Eleştirenler için açılan davalar ve onların astronomik sayıları olmasa “yalandır” diyeceğim ama maalesef en iyi anlayacak makamın bile aynı hatayı yaptığını gördüğümüz bir Türkiye’de yaşıyoruz.
Susmak da karakterime yakışmıyor. Düşünce suçu halkı bölmek, ülkeyi sorunlar içine sokmak üzere yapılan tasarıları içerir. Ben ülkemi, halkımı ve devletimi seviyorum. Eğer canımı bir uğurda vereceksem onlara kurban ederim, tanıyanlar bilirler. Yapılan yanlışı söylemek düşünce suçu değildir, hatayı görüp uyarmak görevdir. Hem milli hem de dini bir görevdir. Ben eleştirirken bu şuurla görevimi yapıyorum, sizler de bunu nasıl algılarsanız algılayın. Zira benim inandığım dinin bir peygamberi var ve kendisini rehber edinenlere yol gösterirken “Haksızlık karşısında susan dilsiz şeytandır.” diyor. Aynı Peygamber “Bir yanlış görürseniz elinizle düzeltin, elinizle düzeltemiyorsanız dilinizle düzeltin, onu da yapamazsanız kalbinizden buğzedin (lanetleyin). Şüphesiz ki imanın en zayıf olduğu, bu üçüncüsüdür.” buyuruyor.
Ekmeğimi devlet memurluğundan kazanmıyorum, dinimce haram olan lüks ve savurganlığım yoktur. Makam mevki hırsım da yok. Kimseden bir beklentim veya talebim de yok. Daha düzgün, daha müreffeh, daha güçlü ve daha mutlu bir ülkede yaşamak dışında. Susmuyorsam bu sebepledir. Ne ticaretimin bozulmasından ne makamımı kaybetmekten ne de ikili ilişkilerimin bozulmasından korkuyorum. Çok şükür hiçbiri yok. Doğru yapanın arkasında duruyorum, yanlış yapana dokunduruyorum. Aynısını herkesten bekliyorum.
Uzun zamandır sustum ama kendimle çelişmemek için kendim gibi davranacağım. Görmedi sanılmasın diye nelere sustuğumu söyleyeyim:
İstanbul’da müsilaj adında bir pislik türedi. Bir Erzurum milletvekili çıkıp olaya bilimsel (!) bir açıklama getirdi. Bunu “meymenetsizlik ve gudubet” kavramlarıyla açıklayıp bizleri aydınlattı. Önceliği Erzurum olması gereken bir Erzurum vekili, İstanbul’daki sorunla ilgili konuşamaz mı? Konuşur tabii ama mantıklı olsun lütfen. Oradaki bir doğa olayını, karşı partinin kazanması ile açıklarsanız ben de size sorarım:
Aynı tarihlerde Oltu ve Tortum Çayları kurumuştu. Bu belediyelerimiz seçimi BBP’den kazanıp geçen yıl sizin partinize geçtiler. Hemen ertesi sene de bu olay yaşandı. Bunu partinizle ilişkilendirip aynı ithamlarda bulunarak cevap verilseydi ne derdiniz? (Yanlış olmasın, ben o başkanlarımı tenzih ediyorum. Her ikisini de tanıyor ve gayretli çalışmalarını mutlulukla takip ediyorum. Bir doğa olayının suiistimal edilmesi olayını somutlamak adına bu açıklamayı yapıyorum.) Siyaset yaparken artık saçmalamayı bırakın ve bu şehri ve dadaşı temsil ettiğinizin farkına varın. Sizleri sessizce takip eden şuurlu insanların varlığını hatırlayın.
Milli Eğitim Bakanı istifa etti ya da görevden alındı. Yerine de elektrik elektronik mühendisi olan yardımcısı atandı, isabet olmuş. Talim Terbiye Kurulunda da bulunmuş, öğretmenlik mesleğinin içinden kariyerin zirvesine çıkan birinin acziyetini görünce eğitimci olmayan birinin göreve getirilmesine içerlemiyorum. Aynısının başka bir çeşidi olacağını biliyorum. 19 yılda yanılmıyorsam 8 bakan gördük.
O değerli bakanımız bilinçaltını kusmuş ve öğretmen maaşlarını “yük” olarak gördüklerini söylemişti. AKPARTİ iktidarının en başından beri politikasında öğretmen maaşları bir yüktü. Hüseyin ÇELİK’in getirdiği 4C sözleşmesi ve 10 ay maaşa dayanan uygulama bunun başlangıcı olmuştu. Kafalarından geçen ise televizyondan sunucu öğretmenlere anlattırılan dersler herhalde. Yüz binlerce öğretmen yerine maksimum 100 öğretmene ders videosu çektirip eğitimi uzaktan yapmak. Provası pandemide yapıldı ve halk bunu sevmedi.
Liyakatsizliğin ve adaletsizliğin zirve yaptığı bu dönemde orman yangınları ve il müdürlerimizin alanlarındaki hakimiyetleri (!) ne kadar emin ellerde olduğumuzu gösterdi.
Orman yangınlarındaki ihmalleri, bakanın olaylara verdiği tepkileri, bizleri hayretlerde bırakan açıklamaları, bizim için 5 l’lik su bile ne kadar değerliyken standart telaşına düşüp 5 ton altında su atan uçakları kabul etmedikleri gibi bazı açıklamaları bizzat bakanın kendinden dinleyince aklıma kötü şeyler gelmeye başladı. Başka şeyler de var ama çok girmeyeceğim. Sadece şu kadarını söyleyeyim: Tabiatın bir parçasıyız, onu yok ettikçe yok oluyoruz. Sizlerin gazabını bilmem ama ihmal ve kasıt varsa Allah’ın gazabından korkun. Katledilen canlıların hesabını rahat yatakta can vermeyi nasip etmeyerek sorduğuna şahit olduğum Allah’a benim güvenim ve teslimiyetim tam. İş yaparken bunu görmezden gelmememiz ve işlerimizi ona göre yapmamız gerekir diye düşünüyorum.
Sayın Cumhurbaşkanı’nın şehrimize geleceği haberi duyulunca 3-4 gün içinde bozuk yollar yapıldı (Sadece Cumhurbaşkanı’nın geçeceği yerler), etraf süslendi ve her şey yolundaymış gibi bir görüntü verildi. Ben buna karşıyım. Bir vatandaş olarak o hizmeti her zaman almam gerektiğini düşünüyorum. Sen hizmetini en güzel şekilde verirsin, Cumhurbaşkanı ne zaman isterse buyursun gelsin. Bu sahneleri görünce aklıma Nasrettin Hoca’nın “Ye kürküm, ye; bu hürmet bana değil, sana” fıkrası geliyor. Başkanlar da haklılar: Kendileri olarak kazanamayacakları makamlara Cumhurbaşkanı’nın gölgesiyle geldikleri için hürmet ve hizmet de ona oluyor.
Bayramın ertesi Ankara’ya gittim. Mavi Göl diye bilinen Bayındır Barajı’nın etrafı piknik yeri olarak kullanılmaya başlanmış. Oraya gidince 5 TL giriş ücreti ödedik. Binlerce insana hizmet vermesine rağmen tuvaletleri tertemiz olan piknik alanını görünce Konaklı tarafında aynı amaç için kullanılan baraj ve giriş için belirlenen 25 TL geldi aklıma. Son halini bilmiyorum ama geçen seneki haline bakınca pislikten geçilmeyen bu tesis umarım temizlenmiştir. Boğaz mevkiindeki piknik alanı da paralı olmuş ve 20 TL giriş ücreti belirlenmiş. Halk nasıl soyulur, kitabını mı yazıyoruz efendiler?
Geçen hafta arkeolojik kazıya katılmak üzere Van’a gitmiştim. Geçen sene de aynı yerdeki kazıya katılmıştım ama şehrin merkezini gezme şansım olmamıştı. Van’ın en işlek caddesinin göbeğinde sürekli duran ve hiçbir zarar görmeyen bayrak süslemesi dikkatimi çekti. Konuştuğu zaman mangalda kül bırakmayan Erzurum’da, AKPARTİ etkinliklerinde ve 15 Temmuz’da Cumhuriyet Caddesi’nde bayrağımızı görebiliyoruz. Milli bayramlarımızın diğerlerinde göremiyoruz. En son 20 Mayıs’ta bunu yazmıştım. 30 Ağustos yaklaşıyor, bakalım bir şey değişecek mi?
Arkeolojik çalışmalar için Van’a gittiğimi söyledim. Atatürk Üniversitesi Arkeoloji Bölümü hocaları ve öğrencileri hep başka illerde kazı yapıyor. Erzurum’da hiçbir kazı çalışması yoktu, bu durumdan rahatsız olmuyor musunuz? (Geçen hafta burada da bir kazı başladı. Yerini söylemeyeceğim, bakalım kimse önemseyip araştıracak mı?) Vanlılar kazıları önemsiyorlar, sahipleniyorlar ve kazı ekiplerine değer verip ziyaretsiz ve ikramsız bırakmıyorlar. Erzurum’da bakalım şehrin ekabirleri ve yöneticileri bu kazıya ilgi gösterecek mi?
Tarihi eserler ve doğal güzellikler sürekli olarak keşfediliyor, bir veya iki gün konuşuluyor, ondan sonrası yok. Bu şehri yönetenler bu keşifler karşısında heyecanlanmıyor, mutlu olmuyor mu? Bir kere olsun kimseyi davet edip konuştuklarına, bir çay ikram ettiklerine şahit olmadım. Başka şehirlerde olsa değer görecek bu çalışmaların Erzurum’da karşılığının olmaması düşündürücü değil mi?
Tatil dönemlerinde sahile gidip bir otele tıkılarak suda yatmayı tatil yapmak zanneden hemşerilerime sesleniyorum: Sizin suda yaptığınızı camış (manda) da yapıyor, birazcık farkımız olsun. Sadece suda kalmayın ve şehirlerimizi gezip kültür turizmi yapın, şehrimiz için örnekler toplayın. Sonra da bunu şehri yöneten ya da yönettiğini zannedenlerle paylaşın. Belki eşref saatlerine gelir de biri hayata geçirilir, sizin de çorbada tuzunuz bulunur. Bunu binden fazla dernek ve vakfa sahip olan şehrimizin STK temsilcilerine de söylüyorum. Şehri yönetenler bütün STK’lere davet gönderip çalıştay hazırlasınlar. Herkes sunum yapsın, sunum yapamayan, çalıştaya katılmayan STK’ler incelemeye alınsın ve kapatılsın. Kağıt üstünde kalmasınlar.
STK deyince aklıma geldi. Afgan konusunda bu şehirde bizleri aydınlatacak en yetkin kişi olan ER-VAK Yönetim Kurulu Başkanı Sayın Erdal GÜZEL’den güzel bir yazı beklediğimi de belirtmeden geçemeyeceğim. Zira çok fazla iddia ve spekülasyon var. Afgan Babası olarak nam yapan Erdal Başkan’ın beni kırmayacağını düşünüyorum.
Unutmadan:
Köylerin girişlerine yaptığı kapıların reklamlarıyla yere göğe sığmayan sevgili Yakutiye Belediye Başkanı’na sesleniyorum: Biraz da kenar mahallelere ve sokaklara özen gösterin. Çöp konteynırlarını temizlemekle olmuyor. Sokakları bok götürüyor, bilin istedim.
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.