
Mehmet Uzun
OVİT DAĞINDAKİ ÇOCUK
Pazar günü Ovit Dağı’na tünel için Sayın Başbakanımız temel attılar. Çok teşekkür ediyoruz.
Çünkü Ovit’te çok anılarımız vardır.
Yıl 1970. Henüz ilkokul 2. Sınıfta okuyorum. Babam Samsun’da işçi. Bizleri de yanına götürecekti. Gün geldi bir gün sabahın bir seher vaktinde yola önce yaya çıktık. Eşyalarımız da atın üzerindeydi.
Önce Rize’ ye gidecektik. Oradan da Samsun’a… Ama araba yoluna kadar gitmek için iki üç saat kadar yürümemiz gerekiyordu.
Çok heyecanlıydım.İilk defa bir arabaya binecektim. Ne arabanın türünden, ne de modelinden haberim vardı.
Eski ismi Çapans olan yere geldik
Sisli bir hava yağan yağmur altında hanın saçağının dibinde arabayı beklemeye başladık. Bir saat kadar sonra zor duyulsa da yaklaşmakta olan bir ses duyduk. Araba sesiydi bu. O küçük yüreğim sanki yerinden çıkacak gibiydi
Az bir zaman sonra aşağıdaki eğriden bir araba göründü. Kırmızı sonradan öğrendiğim kadarıyla bir bedford. Büyükçe bir kamyondu. Durdu insanlar bindiler. Bizimde eşyalarımızı yüklediler. Bende ilk defa bir arabaya binmenin zevkini, tadını yaşıyordum.
Herkes bindi. Kamyonun üzeri doldu taştı. Ama yağmur yağıyordu. Üzerimize branda çektiler. Benim yüzüm kamyonun yan kasasına dönüktü. Kasanın yanlarında bulunan küçük aralıklara dayamıştım gözlerimi
*
Ovit’in her metresini adeta yüreğime kayıt yapıyordum. Soğuktu ve ben hiç üşümüyordum sevincimden.
Üç saat böyle bir yolculuk yaptık Rize’ ye kadar.
Derken yıllar geçti. İspir’ e köyüme giderken özel arabamda olsa o kamyonun kasasının aralığından gördüğüm manzarayı bir daha hiç göremedim.
Oradan her geçtiğimde elimde olmadan burnum sızlar, gözlerim yaşarır, bazen geceye denk geldiğimizde sisten göz gözü görmez. Arabayı yolun üst kısmına yakın sürerek aşağı kaydırmamak için ne gayretler sarf etmişimdir.
Ha birde şöyle bir durum vardır Ovit’in bilinmezleri içinde. Mesela İstanbul’dan gidiyorsunuz. Arabaların avans ayarı İstanbul’a göre yapılırdı. Rakım İstanbul’ da sıfırken Ovit’te 2800 filandır …
Ovit’e çıktıkça rakım artığından basınç değerleri değişir, bu yüzden arabanız teklemeye başlardı. Eğer bu gerçeği bilmiyorsanız, yandınız bazı arkadaşlar panik halinde arabalarını park edip yardım çağırırlardı.
Artık günümüzde üretilen arabalarda bu sorun yok. Çünkü otomatik olarak araba kendini o basınca göre ayarlıyor.
Birde tam Ovit’in göğsünde bir kaç borudan akan bir çeşme vardır. Oradan su içmeden geçmek büyük bir kayıptır. Hatta bazen o sudan şişeler doldurup İstanbul’a kadar getiren arkadaşlarımız olmuştur.
Diliyorum ki temeli atılan bu tünelin bölgeye, ülkeye çok faydası olsun.
Ben, kamyon, branda ve yağmur,
Ovit’te buluştuk bir sonbahar sabahı,
O çocuktaki yüreği görmeliydiniz,
Kocamandı, adeta Ovit’i içine almıştı,
Sindire sindire ve keyifle…
O küçük gözleri,
O yoksulluğu,
O çaresizliği,
Adeta bir bayram yerine çevirmişti Ovit’i kendi dünyasında.
Şehirdeki çocuk bile göremez böyle bir şeyi asla rüyasında.
Biz köylü, biz garip, biz yetim…
Yaralarınızı deşmek değildi niyetim.
Olsun ben bunu yaşadım sizlerde bilin.
Tünel biterse ne olur, sizde görmeye gelin.
O çocukta orda olacak.
Belki elinde bir baston,
Ama yüreği ilk günkü gibi sıcak ve dopdolu olacak…
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.