
Ömer Faruk Kızılkaya
VE KABİNE DEĞİŞTİ…
Geçen hafta siyasette heyecanlı günler yaşadık. Son zamanlarda yapılması beklenen kabine değişikliği gerçekleşti ve Erzurum’u üzen bir haber geldi: Prof. Dr. Recep AKDAĞ Sağlık Bakanlığı görevinden alındı. Bu haber Erzurum üzerine kara bulut gibi çöktü. Oysa bunda üzülecek bir şey yok. Çünkü bana sorarsanız bu bir danışıklı dövüştür. Sebebine gelince:
AK Parti , Ankara'da gerçekleştirdiği 4. Olağan Büyük Kongresi'nde tüzüğünü değiştirdi. Parti tüzüğünde yapılan 10 ayrı değişiklik şartında, 3 dönem şartında ufak bir değişikliğe gidildi.
Buna göre; belde başkanları, ilçe başkanları, il başkanları milletvekilleri ve belediye başkanları için kesintisiz 3 dönem görev yaptıktan sonra en az bir dönem ara verme hükmü getirildi. Yani sayın bakanın tekrar seçilme şansı yok. Ancak AK Parti’de oy toplama konusunda lokomotif görevi gören Recep Bey yabana da atılamaz.
Diğer taraftan Ak Parti’nin en kuvvetli olduğu şehirlerden biri olan Erzurum’un, belediye seçimlerinde riske atılmaması da gerekiyordu. Daha önceden de basınımıza yansıyan Recep AKDAĞ’ın büyükşehir belediye başkanlığına aday gösterilmesi ihtimali gerçek olmaya başladı. Her ne kadar Recep Bey bu konu hakkındaki yorumlarında inkârcı davransa da işin öyle olacağını düşünmekteyim. Zira kendi partisinden bir başkan görevdeyken yerine aday gösterilmesi ihtimalini onaylaması etik olmazdı ve Recep Bey’e de yakışmazdı.
Diğer taraftan bakanlıktan belediye başkanlığına düşmek de Recep Bey açısından ağır olurdu. Bu şekilde yumuşak bir geçiş gerçekleşmiş oldu. Yani siyaseten yapılmış sahte geri çekiliştir. Turan taktiği denen savaş taktiği gibi bir şey.
Sonuç Recep AKDAĞ, şehrin gönlünü kazanmış bir siyasetçi olarak belediye seçimlerinde MHP’ye karşı koz olarak kullanılacaktır. Zaten duygusal olan milletimiz de mağdurun yanında yer almasıyla bilindiğinden Recep AKDAĞ’a sahip çıkacak ve başkanlığı verecektir. Bu sayede AK Parti Erzurum’u elden çıkarmamış olacak.
Aslına bakarsanız ben bunları düşünmüyorum. Herkes işini aşırır da umarım Recep Bey tarafından şehrimize verilen yatırım müjdeleri bakanlıkla birlikte elimizden alınmaz.
Başbakan siyaseti iyi okuyor. Halkın nabzını iyi tutuyor ve damara göre şerbet veriyor. Halkın zaaflarını çok güzel kullanabiliyor. Seçimlerdeki başarısının asıl açıklaması budur.
Örneğin İçişleri Bakanlığına yaptığı atama dikkat çekicidir. İdris Naim ŞAHİN gaflarıyla milletin sinirlerini oldukça germişti ve “İçişleri Bakanlığı gibi bir göreve verilecek daha iyi biri yok muydu?” sorusunu herkes birbirine soruyordu. Her geçen gün eleştiri oklarının hedefi oluyordu ve AK Parti’ye oy kaybettiriyordu. Bu soruna bir çözüm bulunması gerekiyordu ve Başbakan, Muammer Güler’i göreve getirdi. İyi mi oldu, kötü mü oldu şimdiden bilmemiz mümkün değil ama İstanbul Valisiyken yaptıkları ile iyi bir denge gözetebildiği ve ne şişi ne kebabı yakan kişiliği ile dikkatleri çekmişti.
En büyük sevinci milli eğitim bakanının değişmesi ile yaşadık. Zira AK Parti’ye fanatizm derecesinde bağlı olan meslektaşlarımın son zamanlarda verdikleri oyları haram ettiklerini ve bir daha oy vermeyeceklerine dair ifadelerini sıkça duyar olmuştum. Milli eğitimimizdeki son derece yanlış, aceleci, dediğim dedik tavırlarıyla dikkat çeken Ömer Dinçer, yaptıklarıyla eğitim camiasını tabiri caizse “illallah” ettirmişti.
En son atanamayan bir öğretmenimizin, başbakanın yüzüne söylediği “Bundan sonra size oy yok.” mealindeki söze başbakan, “Senin vereceğin oya ihtiyacımız yok.” mealinde bir cevap vermiş olsa da aslında atama bekleyen öğretmenlerin, ailelerin başka partilere kaçma ihtimalini görmüştür. Eğitim camiasına yönelik eleştirilerin de partiye ağır darbeler vurduğunu göz önünde bulundurunca bu değişiklik elzem olmuştu.
Nabi Avcı’nın Anadolu Üniversitesinin açılışında yaptığı konuşmayı izledim ve güzel şeylerden bahsettiğini gördüm. Ümit verici buldum açıkçası. Bir çiçekle bahar gelmez elbette. Bir konuşmaya bakıp ümitlenecek değiliz ama elimizde başka kaynak yok ve biraz ümide ihtiyacımız var.
Başbakan’ın başdanışmanlığını yapan Nabi AVCI, başbakanın “başarılı” bulunan siyasi çizgisinde önemli role sahip. İletişim profesörü olan yeni bakan inşallah Ömer DİNÇER gibi öğretmeni toplum önünde küçük düşürmeye çalışmaz ve verdiği beyanatlarda öğretmenliğin saygınlığının bilincinde olur. Bu sayede AK Parti hükümetleri boyunca saygınlığından çok şey kaybeden öğretmenlik mesleği belki eski itibarına kavuşabilir. Umarım yeni bakan döneminde; çok para harcanmasına rağmen hiçbir verim alınamayan, aksine günden güne kötüye giden eğitimimizde kötü gidişata “dur” diyilebilir.
Eğer içişleri ve milli eğitim bakanlıklarındaki bu değişiklikler isabetli olursa o zaman da vatandaş olarak Başbakan’a şu soruyu sorma hakkımız olacaktır:
Madem bu bakanlıklara getirebileceğiniz vekilleriniz vardı neden baştan bu görevleri bu vekillere vermediniz?
Umarım bu değişiklikler halkımız için hayırlı olur.
Son olarak camide siyaset yapılmasına değinmek istiyorum. Öncelikle yapılan bu yakışıksız hareketi kınıyorum. Diğer taraftan da adamlara hak(!) veriyorum. En çok imam, müezzin ve Din Kültürü ve Ahlâk Bilgisi öğretmeni alımı yapan bir partiye din adamlarının da vefa göstermeleri ve bir jest (!) yapmaları bu kadar eleştirilmemelidir. Bence buna itiraz edenlerin aslında şükretmeleri gerekiyor. Ya bir ara gündeme getirilen aile imamlığı gerçekleşseydi halimiz ne olurdu?
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.