Ömer Faruk Kızılkaya

Ömer Faruk Kızılkaya

YERLİ MALI, YURDUN MALI…

Yine bir aralık ayına eriştik. Bu zamanlar gelince okullarda tatlı bir telaş yaşanır. Bu dönemlerde öğretmenler odasında bir yerli malı haftası konusu konuşulmaya başlanır:

Bugün benim sınıfın yerli malı var, hepinizi beklerim. Yarın da benim sınıf yerli malı yapacak, haberiniz olsun. Perşembe günü kimse yerli malı yapmasın, benim sınıfın yerli malı var; benim bir velim var, çok güzel pastalar yapıyor…

Yerli malı haftası okullarda bir beslenme haftası olur; yiyip, içip, eğlenme etkinliği neredeyse eğitimin önüne geçer. Öğrenciler bu haftalarda okula pasta, börek taşımaya başlarlar. Bu etkinlikler bir iki hafta boyunca sürüp gider. Öğretmen olduğum için ben de bu olaylara şahit oluyorum. Bu konuda gördüğüm lüzum üzerine, bu yazıyı kaleme almaya karar verdim.

Yerli malı haftası kutlamanın kötü bir tarafı yok, baştan söyleyeyim. Şimdi arkasına yaslanıp gardını alarak okumaya başlayanlar olacaktır. Onları da ön yargılarından ve endişeden kurtarayım ki beni doğru anlasınlar.

Hem bizler de kutladık yerli malını, geçmişte yaptığımız bir şeye neden itiraz edeyim ki?..

Sadece biraz uygulanışına itirazım var: Bizim kutladığımız zamanlarda arkasında “Made in Turkey” yazan ürünlere hassasiyet göstermemiz istenir, çevremizde bulduğumuz yerli ürünler toplanarak sınıfa getirilir, onlardan bir sergi açılırdı. Arkasında başka ülkelerin ismi yazan ürünler ayıklanır, sergiye konmazdı. Öğretmenlerimiz bize yerli ürün kullanmamızı söyler, gerekçelerini anlatırlardı. “Yerli malı, yurdun malı; herkes onu kullanmalı.” şeklinde sloganlar bugün bile dilimizdedir. Resim, kompozisyon ve şiir yarışmaları yapılır; yerli ürünlerin teşviki sağlanır, yerli ürün kullanmanın faydaları en az bir hafta boyunca enine boyuna işlenirdi. Yerli ürünlere olan düşkünlüğüm bu yüzdendir.

Bizde de yeme içme olurdu ama şimdikinden farklıydı. Pasta, börek, içecek kısmı bizde faaliyetin (sergimizi görmeye gelenlere sunduğumuz) ikram boyutuydu. Öyle kola mola olmazdı yerli malı ikramlarımızda. Çünkü kola gibi içecekler yerli değildi ve biz bu şuurla yetiştiriliyorduk.

Şimdilerde yerli malı haftalarında yerli olan hiçbir şeye dikkat edilmiyor. Çünkü herkes işin ikram kısmına odaklanmış durumda. Yerli ürün tanıtan, sergi açan ve yerli ürün tüketilmesinin getirisini ve götürüsünü anlatan hiçbir faaliyet yapılmıyor. Velilerin yaptıkları yiyecekler dışında yerli olan neredeyse hiçbir şey yok: Birçok ülkede satılan cipsler, içecekler, büyük çoğunluğu yabancı marka olan kırtasiye malzemeleri…

Bu yerli malı haftası nedir, neden aralık aylarında kutlanır, nereden bize böyle bir adet gelmiş merak ettim. Dedim ki Google amcaya sorayım, bakayım ki o ne diyecek bu konu hakkında?

4 Ekim 2018 tarihinde hürriyet gazetesinde yayımlanan bir haberi değiştirmeden aktarıyorum:

Yerli Malı Haftası (Resmî adıyla Tutum, Yatırım ve Türk Malları Haftası), 12-18 Aralık tarihleri arasında Türkiye'de tüm okullarda kutlanan belirli günler ve haftalardandır.

I. Dünya Savaşı sonrası oluşan ekonomik darboğazın ardından yabancı ülkelere para akışının önünün kesilmesi ve toplumsal tutum bilincinin oluşması amaçlanmıştır. Bu amaçla Atatürk başkanlığında, 1923 yılında İzmir İktisat Kongresi toplandı. Bu kongrede yurdun bağımsızlığının korunması, yerli mallar üretilmesi ve kullanılması kararlaştırıldı. Dönemin başbakanı İsmet İnönü 12 Aralık 1929 tarihinde TBMM’de bir konuşma yaptı. Konuşmasında ulusal ekonomi, yerli malı ve tutumlu olma konularını anlattı. 1946 yılından itibaren Yerli Malı Haftası olarak kutlandı. 1983 yılında adı Tutum, Yatırım ve Türk Malları Haftası olarak değiştirildi.

Haftanın amacı, yerli tüketimin bilinçli olarak artmasıdır. Bu hafta süresince tutumlu olmanın, yatırım yapmanın ve ''yerli malı kullanmanın önemi'' vurgulanır. İnsanların parasını, malını, eşyalarını, zamanını ve sağlığını gerektirdiği gibi korumak ve dikkatli kullanmasına tutumlu olmak denir. İhtiyaçlara harcandıktan sonra artakalan para ile yatırım yapmanın önemi üzerinde durulur. Tüketilecek ürünlerin ülkede üretilen ürünlerden seçilmesinin gerekliliği anlatılır. Bu şekilde ülkenin zenginliklerinin artması amaçlanmaktadır. Ayrıca bilinçli tüketicilik konuları üzerinde durulur.

Haberi okuyunca ne kadar şanslı olduğumu anladım. Aklıma sevgili öğretmenlerim Aysun YILMAZ ve Hasan Ali GÜVEN geldi. Allah ikisinden de razı olsun, bizleri şuurlu yetiştirdikleri için. Meğer bizim öğretmenlerimiz bizi cumhuriyetin istediği gibi yetiştirmişler. Aileden gelen mayayı öyle güzel işlemişler ki sayelerinde vatansever insanlar olduk.

Meğer cumhuriyetin ilk yıllarında devlet günümüzdeki gibi deneme yanılma yöntemiyle yönetilmiyormuş. Her şey en ince ayrıntısına kadar düşünülüp faaliyetler ona göre ayarlanıyormuş. Marka takıntısı yine varmış ama bir farkla: almak için değil, olmak içinmiş. İnsanların kendi yağıyla kavrulmak, milli üretimi ve sanayileşmeyi gerçekleştirmek için gayretleri ve inançları varmış.

Şimdilerde yine “yerli üretim” için düğmeye bastık. Milli ürünler ve üretimler üzerine odaklanmaya başladık. Yerinde bir çalışma ve sonuna kadar desteklenmeli ama sanki bu durumun önemini biraz geç anladık. Zira özelleştirme çılgınlığı yaşarken bunları hesap etmedik. Yabancı yatırımcıyı teşvik etmek için harcadığımız emeğin yarısını yerli yatırımcı için harcamadık. Üretmeden tüketme yarışında doludizgin giderken emeksiz yemenin bir yere kadar olduğunu aklımıza bile getirmedik. “Lüksün ve israfın haram olduğu dini” anlatanlar bile bu anlattıkları önemli hususlara dikkat etmediler.

Keşke biraz okumamız olsaydı. O zaman Kuran’ı emellerimize kılıf bulmak için değil, hayatımıza rehber etmek için okurduk. Keşke sadece yandaş/yöndeş kitapları değil her görüşün kitabını okuyabilip muhakeme edebilseydik. O zaman, XVI. yy’da yaşamış olan Montaigne’in eşsiz eseri Denemeler’i okumuş ve oradaki “Lüks kılıçtan beter eziyor bizi.” şeklindeki Latin özlü sözünü görmüş olurduk.

Keşke, değerlerimizin içlerini şahsi menfaatlerimiz için boşaltmasaydık. O zaman yerli malının ne olduğunu anlar, milli duyarlılığı ön planda tutarak yaşar ve ona göre de evlatlar yetiştirirdik. İsrafa dikkat eder, savurganlıktan kaçınırdık. Lükse alışmış bir insana tasarruf ettirmek oldukça zordur.

Keşke bayramlarımızı kutlamayı ihmal etmeseydik, o zaman değer sahibi olmayı ve o değerler uğruna gerekirse ölmeyi göze alabilirdik(15 Temmuz’da hainlerin karşısında duran insanlar, bayramların coşkusunu yaşamış; bayrağını alıp meydanlarda gururla gezmiş insanlardı. Şimdi çocuklarımız bayram yürüyüşünü bilmiyor, gezerken bayrak sallamanın coşkusunu yaşayamıyorlar. Sonucun ne olacağı hakkında iyi ya da kötü diye bir tahminde bulunamıyorum. Sadece her şeyi zaman gösterecek ve umarım her şey iyi olur.).

Yine de bir şeylerin yeniden yaşanmaya başladığını görüyoruz, ümitleniyoruz. Ne demiş eskiler:

HATANIN NERESİNDEN DÖNÜLÜRSE AKIL ORADA BAŞA GELMİŞ DEMEKTİR!

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Ömer Faruk Kızılkaya Arşivi

HOCAMIN ŞİİR KOKAN ELLERİNİ ÖPÜYORUM

01 Aralık 2022 Perşembe 22:37

SİHİRLİ SÖZCÜKLERİ UNUTTUK MU?

04 Kasım 2022 Cuma 13:09

TABYALAR HER ZAMANKİ GİBİ SAHİPSİZ!

14 Mart 2022 Pazartesi 09:33

ERZURUM’DAN GÜZEL HABERLER VAR

11 Ocak 2022 Salı 08:19

EKONOMİ KIRMIZI ALARM VERİYOR

20 Aralık 2021 Pazartesi 19:48

İĞRENÇ BİR HAFTANIN ARDINDAN…

26 Kasım 2021 Cuma 18:19

KASIM DADAŞIN HÜZÜN AYIDIR

15 Kasım 2021 Pazartesi 13:34