Ömer Faruk Kızılkaya

Ömer Faruk Kızılkaya

ORTAYA KARIŞIK 2

Kıymetli dostlar, geçen hafta “ortaya karışık” deyip birkaç farklı konudan bahsetmiştik. Bu hafta da aynı çizgide devam edeceğim. Zira birkaç konu yine gündemimde. “Bismillah” deyip başlayalım:

Öncelikle beni sevindiren bir gelişme oldu. Vali değişikliğinde yeni valimizin nasıl olduğu, olacağı konusu benim de zihnimi kurcalıyordu. Giden valimizden Allah razı olsun güzel işler yaptı. Her ne kadar ilk günlerinde tepkimize sebep olan bazı gelişmeler yaşanmış olsa da telafisini çok çabuk yaptı.

Ancak yeni vali sanki ondan daha başarılı olacak ve Erzurum’a daha iyi hizmetlerde bulunacak gibi. Sebebine gelince: İlk gününden beri verdiği demeçler işi bilen biri olduğunun işaretleriydi. Erzurum için hızlı tren istiyordu. Üniversitelerimizin kent ekonomisine ve sosyal yaşamına vurgu yapmıştı (Bu konuyu aşağıda biraz açacağım. Zira öğrenciliğimde öğrenci derneği yönetiminde bulundum ve birçok sorun gördüm.). Sayın vali ciddiyetten hoşlandığını söyledi. Duymak istediğim şeyleri duyuyordum. Önemli bir sorunu daha gündeme getirdi: Projelerin azlığı ve üniversitelerin bu konudaki pasifliği. Bu haberi okuduğumda da ayrı bir mutluluk duydum. Öyle ya üniversitede bir AB projesi hazırladık, kabul ettirdik, bitirdik ama bölümdeki hocalarımızdan bile saklamak zorunda kaldık. Bir de turizmde ülkenin en önemli şehirlerinden birinden gelmişti, kendini orada kabul ettirmişti. Turizmi bilen biri olarak şehrimizin hem tarihi hem de doğal nimetlerini daha doğru kullandıracağı umudunu taşıyorum.

Kalbimi fetheden en büyük hamleyi ise geçen gün Aziziye Tabyası’nda verdiği iftarla ve konuşmasıyla yaptı. Valimiz diyordu ki: “Erzurum’da 23 tane tabya var. Erzurum, bir Çanakkale olabilir.” Ne büyük bir hayal ve ne güzel bir dava. Eğer bu projeyi hayata geçirecek olursa elimden geleni yapmaya hazırım. Uzun zamandır tabyaları geziyorum ve facebook’taki sayfamda fotoğraflarını paylaşıyorum. İlk iş olarak da çektiğim fotoğraflardan oluşan bir DVD kendisine sunacağım. Yeter ki ecdadımızın yadigarlarına sahip çıkılsın.

Gelelim yukarıda bahsettiğim üniversite öğrencilerinin sorunlarına. En büyük sorun Erzurum insanının kendini bilmez davranışlarıdır. Despot, yobaz tutumlarımız yüzünden çok şey kaybettik ve maalesef öğrencilerimizin kalitesini de günden güne kaybediyoruz.

Artık her şehirde bir üniversite var. Bu rekabet demektir. Rekabet kaliteyi getirebilir de götürebilir de. Öğrenci memleketine gittiği zaman okuduğu şehri nasıl anlatırsa çevresindekiler de tercihlerde ona göre öncelik sağlar. Maalesef biz Erzurumlular öğrencilerimize güzel şeyler yaşatamadığımız için artık seçkin öğrenci sıkıntısı yaşama potasına girme tehlikesiyle baş başayız. Gerçekçi olalım: Biz öğrenciye iyi davranmıyoruz ve onlardan yeterince faydalanamıyoruz.

Bunu nedense biz yobaz Erzurumlular kabul etmeyiz. Bilinçaltımızdaki bütün pislikleri üniversite öğrencisinin üstüne kusarız ve yaptığımız bütün hataların müsebbibi olarak da onları görürüz. “Erzurum’u üniversite bozdu.” savunmasını yaparız utanmadan sıkılmadan. Öğrencileri söğüşlemeyi marifet bilip, maddi manevi zararlar veririz onlara. Sonra da “Onlar beni buna zorladı.” savunmasını yaparız. Oysa yaz okulu açılması için Rektör SÜTBEYAZ’a yalvaran da yine bizim yaz aylarında sinek avlayan esnafımızdı.

Umarım sayın valim öğrencilerimize sahip çıkarak onların sesine de kulak verir ve onların şehrimize pozitif yönde daha büyük hizmetler sunmalarına vesile olur.

***

Ramazandan iki gün önce bir arkadaşımın düğünü için Horasan’a gitmiştim. Son birkaç yıldır yolum o tarafa düşmediğinden oradaki rezaleti görme imkânım olmamıştı. Bu rezalet, tarihi Çobandede Köprüsü’nün tıraşlanmasından başka bir şey değildi. Yol genişletme çalışmaları bünyesinde ucu tıraşlanan köprünün ilk kolonu iki taraftan da boşlukta kalmış. Şimdi de restorasyon yapılıyor. Ne komedi! Neden yıkılmasına izin verdiniz de şimdi göz boyuyorsunuz? Daha önce de yazmıştım: Şehrinin tarihi eserlerini koruyup onlara sahip çıkmayan kültür ve turizm müdürü ne işe yarar?

***

Ramazan etkinlikleri adında birtakım faaliyetler yapılmakta. Geçen hafta da bazı olumsuzluklardan bahsetmiştim. Olayın bir de başka tarafına değinmek istiyorum: Yakutiye Medresesi’nin önünde oluşturulan Kent Meydanı bitirilip bir şeye benzetilene kadar neler çekildi? Çevresine ufak da olsa bir yeşil alan yapıldı ve yeşil alanın etrafına “yeşili koru, çimlere basmak yasaktır” gibi ifadeler içeren tabelalar konuldu. Çok güzel de şimdi o yeşilliklerin üzerine masa atılmış akşamları çay içiliyor, çekirdek çitleniyor. Korkarım ramazan sonunda orada yeşil alan kalmayacak. Yoksa çimlere basmak için belediye ramazan izni mi verdi? (Yeşili savunuyorum ama Gezici falan değilim. Sonra söylemek istediklerimi yanlış yerlerinden anlayıp da beni durduk yere sıkıntıya sokmasın kimse. Malum başbakana yalakalık olsun diye faaliyette bulunanlar var. Eylem hazırlığında da değilim. Sadece yapılanın korunması taraftarıyım.)

***

Geçenlerde bir komedi daha yaşandı. Bu sefer mecliste oldu olay. Olay şu:

“AKP’nin hazırladığı kanun tasarısında yer alan “taşradaki sağlık personellerinin özlük hakları” ile ilgili düzenlemeleri içeren kanun maddesi, AKP’nin oylarıyla reddedildi.”

Olay şöyle oldu: Muhalefet bu maddeye destek verince AKP’li vekiller topluca “Ulan bunda bir iş var, biz reddedelim.” dedi ve reddettiler. Sonra da hatalarını anlayınca telafi etmeye çalıştılar, yan yattılar, çamura battılar ama tasarıyı tekrar gündeme getiremediler. Aynı hatayı 2008 ya da 2009’da yine yaptılar. Bu ne laçkalıktır? Bu ne sorumsuzluktur? Kendi hazırladığın önergeden haberin yok. Neye “evet” neye “hayır” dediğini bilmiyorsun. Tabii sen de haklısın. Anasına sövsen “Allah razı olsun, Allah seni başımızdan eksik etmesin.” diyecek bir halk var karşında. Kaç gündür AKP heyeti ilçeleri geziyor. Kaç tane vatandaş bunu veya ilçesine yapılanlarla yapılmayanları sordu? Durmak yok halkım yatmaya devam… (İnsafsızlar uyurken de bir gözünüz açık olsun.) Bu olayı da savunan olursa ben ona kusura bakmayın ama “çüş” derim.

***

Küçükşehir belediyemiz belli yerlerde “parkomat” adı altında haraç topluyor. Hepimiz de buna kuzu kuzu boyun eğiyoruz. İyi de kardeşim bu parayı hangi hizmete karşılık alıyorsunuz? Ne verdiniz de ne istiyorsunuz? Park yeri olsa yeterli miktarda aracı alacak ve oraya park etsek ortada hizmet vardır, parasını veririz. Yap yeterli miktarda otoparkı, caddelerde parkı yasakla. Hatta park edenin aracını çektir. Buna itiraz etmem ama bu şekilde olmaz. Bunun şu anda tek olumlu tarafı vardır, o da sabahtan akşama kadar aynı arabanın aynı yerde durmasını engellemektir. Biraz caydırıcı oluyor, onun dışında tamamen karşıyım. Cem YILMAZ’ın güzel bir esprisi vardı: İsyan şart, bir benimle olmuyor ki!

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Ömer Faruk Kızılkaya Arşivi

HOCAMIN ŞİİR KOKAN ELLERİNİ ÖPÜYORUM

01 Aralık 2022 Perşembe 22:37

SİHİRLİ SÖZCÜKLERİ UNUTTUK MU?

04 Kasım 2022 Cuma 13:09

TABYALAR HER ZAMANKİ GİBİ SAHİPSİZ!

14 Mart 2022 Pazartesi 09:33

ERZURUM’DAN GÜZEL HABERLER VAR

11 Ocak 2022 Salı 08:19

EKONOMİ KIRMIZI ALARM VERİYOR

20 Aralık 2021 Pazartesi 19:48

İĞRENÇ BİR HAFTANIN ARDINDAN…

26 Kasım 2021 Cuma 18:19

KASIM DADAŞIN HÜZÜN AYIDIR

15 Kasım 2021 Pazartesi 13:34